Trending Topic
Untitled Document
!doctype>
21 Kasım 2018 Çarşamba
Okunması Gereken Kitaplar Listesi
Selam kaynatasızlar.Aşağıya uzun bir kitap ve makale listesi koydum, fakat önce kısaca maruzatımı belirteyim.Biliyorsunuz bir süredir içinde bulunduğun sikindirik ruh hali yüzünden yazamıyorum, yavaş yavaş sağlığımı tekrar kazanıyor olsam da en azından bir süreliğine daha uzun bir araştırma yazısı yazabileceğimi sanmıyorum. Fakat benim ve bu blog'un bir amacı var. O nedenle bari bu şekilde bir işe yarayayım diye, size okumanız gereken birtakım kitap ve makale önerilerinde bulunacam. Size çoğunlukla fikirlerine katıldığım yazarların kitaplarını önerecek olsam da, nötr olduğum ve hatta hiç hazzetmediğim insanların da kitaplarını önereceğim. Ne sevdiğim yazarların her dediğiyle aynı fikirdeyim, ne de sevmediğim yazarların her fikrine karşıyım. Siz de bu tavsiye edeceğim kitapları hemen doğru bellemek için değil, fikirlerini öğrenmek ve sorgulamak için okuyun. Ayrıca "sikko ne ayaksın, bu adamı okumamızı mı istiyorsun?" diye pörtleyecek arkadaşlara da şunu söylemek istiyorum; gece gündüz feysbuk'ta Haber Sol paylaşımı yapan üniversiteli devrimcilerden veya onun kırsalda doğup büyümüş versiyonu olan A Haber izleyicilerinden farkınız olsun. "Bak bu adam da böyle diyor, enteresan" diye düşünüp karşınızdakini bir dinleyin. Sikindirik aşk romanları, vampirli zombili hikayeler veya "sen süpersin olum laaan, istesen var ya ortalığın amına korsun" temalı kişisel gelişim kitapları olmadığı sürece elinize geçen her şeyi okuyun. Ve okumanızı istediğim bu kitapları, yanına bir kahve kupasıyla fotoğrafını çekerek instagram'a yüklemek için değil, kendiniz için okuyun. Maalesef zamanında okulda dersime giren hocalarımdan tut, tanıştığım sözüm ona entelektüel olan birçok insan 500 kütüphane dolusu kitap okusa da iyi bir Kim Milyoner Olmak İster yarışmacısı olmaktan öteye gidemiyor. Okuduklarınız üzerinde düşünmeniz, sorgulamanız, çıkarımlar yapmanız ve kendi yolunuzu çizmeniz lazım.Listemi sıralamadan önce sizden son bir ricada bulunacağım, sakın bu liste için "favorilere ekleyeyim, bir ara bakarım" demeyin. Aşağıya "rezerved" yazanın da kayınbiraderini çok değişik stillerde sikerim. Zira şimdi harekete geçmezsen "bir ara bakarım" dediğin o bir ara hiçbir zaman gelmeyecek. Tavsiyede bulunduğum kitapların yanına, konuları ve yazarları hakkında kısa bir bilgilendirmede de bulunacağım. Aslında kitapların yanına ekleyeceğim özetlerde de yine biraz öz bilgiler veriyorum, yani bu listedeki özetleri okuyarak da ufak bir sikkofield yazısı tadı yakalayabilirsiniz, fakat bunu dedim diye şımarmayın. Hemen konusu ilginizi çeken birkaç tanesinden okumaya başlayın bunları. Kısacası, erteleyip durmayın ve odun gelip odun gitmeyin. "Bu ülkeden hiçbir bok olmaz" diyen insanları toplayıp bunlara ayrı bir ülke kurdursak, o heriflerin %99'u o ülke için de aynı şeyi diyeceklerdir, zira bu insanlar kendileri için hiçbir şey yapmazlar. Hayatlarını dışsallaştırma adı verilen savunma mekanizması üzerinden idame ettiren bu dalyarak sürüsü, kabahati daima başkalarında arar. Ama sen kendin için bir şeyler yapıp potansiyelini kullanacaksın, Neyse, bu ciddi önerilerimi inşallah dikkate alırsınız, listeye geçiyorum ben. Yalnız baya eklektik bir liste olacak, uyarayım hacı.Sivil Örümceğin Ağında - Mustafa Yıldırım: Bankerlerin adeta bir örümceğin ağını örmesi gibi, kademe kademe, birbirleriyle bağlantılı alt kurumlarla nasıl Türkiye'ye sızdığını ve çok daha fazlasını bulabileceğiniz bir kitap. Eğitime, askeriyeye ve her türlü kuruma nasıl sızıldığını belge belge anlatıyor Mustafa Hoca. Okunması şart kere şart.Oltadaki Balık Türkiye - M. Emin Değer: Nelson Rockefeller, dönemin ABD başkanı Eisonhower'a yazdığı mektupta (hatrımda kalan şekliyle) şunları söyler: "Oltadaki balığın yeme ihtiyacı yoktur, Türkiye gibi ülkelere geniş iktisadi yardımlar yapmak ters tepebilir, Türkiye gibi oltaya yakalanmış ülkelere sadece bize bağımlı kalacakları ölçüde kısıtlı yardımlar yapmak yeterlidir". Kitabın ismi işte Nelson Rockefeller'ın Türkiye için kullandığı bu tabirden gelir. Tamamen belge ve delillere dayanan bu kitabı sinirlerinize hakim olmaya çalışarak okuyun.Bilinmeyen Hitler - Aytunç Altındal: Rahmetli Aytunç Altındal'ın (bence) en önemli eseri. Bu kitapta öyle sikindirik History Channel belgesellerindeki gibi "Hitler çocukları çok severdi, resim öğretmeniyle arası bozuktu, bir keresinde arkadaşı Rudolf Hess'in taşaklarını tutup 'oku lan Nazi Marşı'nı ehehe' diye espri yapmıştı" tarzı magazin bilgilere yer yok. Bu kitapta hem Hitler'in pagan inanışlarını, hem Hitler'i başa getiren Thule gizli örgütünü ve hem de Hitler'i parlatan Thule örgütünün kurucusu olan Rudolf von Sebottendorf'u öğreneceksiniz. Ve ne ilginçtir ki Hitler'i Hitler yapan Rudolf von Sebottendorf bir Osmanlı vatandaşı, bir Bektaşi'dir. Sebottendorf 1910'lu yıllarda bizim Kızılay'ın (o dönemki adıyla Hilal-i Ahmer) başkanlığını yapmıştır. Sebottendorf eserlerinde, masonların birçok mistik öğretiyi Bektaşilerden arakladıklarını söylemiştir. Ayrıca bu kitapta neden Almanya'nın Bavyera Illuminati'si veya Thule gibi birçok gizli örgütün madeni olduğunu da öğreneceksiniz. Okunması şart oğlu şart.Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri - Aytunç Altındal: Ben pek ilgimi cezbetmediği için işin Vatikan boyutu üzerinde pek durmadım yazılarımda, Aytunç Abi kendi tabiriyle "dünyanın en kârlı şirketi olan Vatikan"ın küresel çetedeki yerini ve bağlantılarını bir bir anlatıyor.Uydurulan Din ve Kurandaki Din - Kuran Araştırmaları Grubu: Bu kitap İslam'ın neden Kuran dışında başka bir dini kaynağa ihtiyacı olmadığını son derece net ve rasyonel deliller ile ispatlıyor. Eğer ortalıkta gezen o rivayetler, şeyhler, mezhepler ve ilmihaller olmasa, böyle bir kitabın yazılmasına da gerek kalmayacaktı. Işid bir yerleri bombaladığında "gerçek İslam bu değil" diyen insanların da en az %90'ı Kuran'ı okumamış olduğu için, bu kitabı her mezhep inanırının okuması şart. Zira Işid'in yaptıkları sünni geleneğine, rivayetlere ve hadislere göre uygundur. Kuran'a ise tamamen zıttır. Naçizane listemdeki en önemli kitap budur diyebilirim.Ahlak, Felsefe ve Allah - Caner Taslaman: Ahlakın, neden din olmadan temelinin olamayacağını, bugüne kadar bu konu hakkında süre gelmiş çoğu felsefi tartışma hakkında da bilgi vererek izah eden, hem kısa, hem de oldukça öz bir kitap.Allah'ın Varlığının 12 Delili - Caner Taslaman: Doğadaki ve insan fıtratındaki delillerden yola çıkarak son derece sağlam argümanlarla Allah'a inanmanın, onu reddetmekten çok daha rasyonel olduğunu harika bir şekilde anlatıyor yine Caner Taslaman.Hangi Atatürk - Attila İlhan: Bu kitapta sadece Atatürk'ü anlatmakta kalmayıp, Atatürk'ten sonra "biz Atatürkçüyüz" rolüyle insanları kandıran hain kesimi, uygunsuz koşullarda üretim yapan pastane baskınındaki Uğur Dündar edasıyla deşifre ediyor Attila Hoca.Hedef Türkiye - Oktay Sinanoğlu: Rahmetli Oktay Sinanoğlu 28 yaşında, yani rekor sayılabilecek bir yaşta kimya dalında profesör oluyor, kendisinin ünvanlarından birisi Türk Aynştayn'dır. Kendisi Yale Üniversitesi gibi küresel çetenin ve Skulls and Bones'un kalesi bir okulda eğitim almasına rağmen, sapına kadar müslüman ve sapına kadar Türk milleti sevdalısı olduğu için Amerikan Rüyası oltasına kapılmıyor. Zaten hem bu kadar zeki, hem bu kadar üretken, hem de bu kadar delikanlı olduğu için ve ortalıkta "günümüzdeki global krizler bizlere Marx acaba haklı mı sorusunu sorduruyor" diye bikbik konuşan tırışka entellerden biri olmadığı için kendisinin bir diğer ünvanı da "Deli Profesör"dür. Oktay Hoca bir milletin işgalinin, ilk başta dilden ve kültürden başladığını ve Türkçe'nin korunması gerektiğini savunmuştur. Son yıllarına kadar gençlere bunları anlatmak için konferanslarda koşturmuş, kitaplar yazmıştır. Ben henüz tüm kitaplarını okuma şerefine nail olamadığım için Hedef Türkiye'yi önermekle yetiniyorum ama kendisini okuyun, dinleyin. Adamı hasta etmeyin.Fountainhead (Hayatın Kaynağı) - Ayn Rand: Bu listede size önerdiğim ender romanlardan. Zira çok sağlam bir felsefesi ve mesajı vardır. 1000 küsür sayfa olması gözünüzü korkutmasın, 15 sezonluk dizileri seyretmeye üşenmiyorsun ve eline karizmatik başrol oyuncusuna duyduğun hayranlık dışında hiçbir bok geçmiyor. Fakat bu romanı okur ve üzerine düşünürsen, sana katacağı çok şey olacak. Ayn Rand'ın kendisi Hristiyanlığı çok sert eleştiren sıkı bir ateist olmasına rağmen, çok yakın 2 arkadaşım kendisini müslüman olmaya ve Kuran okumaya teşvik eden kitabın Fountainhead olduğunu söylemişlerdi. Kitabı okuduğumda bunun sebebini ben de anladım. Yalnız bu kitabın baskısı zor bulunuyor, yayın hakları Plato şirketinin elinde, Sinan Çetin efendiyi tanıyan birileri söylesin de yeni baskısını çıkarsın şu kitabın.Bencilliğin Erdemi - Ayn Rand: Kurucusu olduğu objektivizm felsefesini anlatıyor. Bencilliğin manasını çok iyi çözmüş olmasına rağmen Ayn Rand'dan ayrıldığım yegâne nokta, ahiret inancı ile birleşmeyen bir bencilliğin tamamen sosyal darwinizm'e yol açacak olmasıdır. Ayrıca Ayn Rand "bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" (laissez faire, laissez passer) tarzı sınırsız bir liberalizmi savunur. Bu da yine kaçınılmaz olarak sonuna kadar sömürüye ve sosyal darwinizm'e yol açacaktır ki en basitinden zamanında devletler ve sendikalar çocuk işçilerin fabrikalarda çalışmalarını yasaklamak istediklerinde, Rothschild ve Rockefeller şirketleri "siz liberalizme ve sermaye birikimine karşı geliyorsunuz" argümanına sığınarak ucuz çocuk işçilerini ellerinden kaptırmamak için mücadele vermişlerdir. Rand bu kitabında kendi ahlak felsefesini anlatır, kendi içerisinde de gayet tutarlıdır, fakat Allah'ı merkeze koymadan bir ahlak felsefesi inşa etmeye çalışan tüm etikçiler gibi "iyi de neden? temeli nedir bu ahlakın?"sorusuna cevap verememiştir. Zira Allah ve ahiret olmadan böyle bir soruya cevap vermek ya imkansızdır, ya da Nietzsche'nin bengi dönüşü gibi tamamen sallamasyon mistik yollara kaçmak gerekir.Hangi Avrupa - Banu Avar: Eski barbarlıklarını, şu an demokrasi ve medeniyet maskesi altında takım elbise giyerek sürdüren batı emperyalizminin somut örnek ve delillerle anlatıldığı harika bir kitap. Siz hayatında doğru düzgün yaptığı tek bir iş olmadığı halde "Banu Avar ne yeeaa, Zaytung haberini gerçek zannetmiş ehoeheo" diyen denyo kitleyi boşverin. Banu Avar, takip ettiğim kadarıyla Türkiye'de yanılma oranı en düşük olan yazar/gazetecilerimizdendir. İlkeleri yüzünden defalarca işinden kovulmuş ve artık medyada yer bulamamaktadır. Bir zamanlar Trt'de program yapabilirken, şimdi fırsat olursa anca Çay Tv'ye falan çağırıyorlar kadını. Ve evinde yatıp emeklilik yıllarının keyfini sürmek yerine, şehir şehir gezerek hem üniversite öğrencilerine, hem işçi gruplarına konuşmalar yapmakta, destek olmaktadır. "Hangi partiye oy verirsen ver, birlik olmaktan başka şansımız yok" mesajını vermesi en takdire şayan yanı.Hangi Dünya Düzeni - Banu Avar: Bankerlerin tez-antitez çatışmasını kullandığını, kontrollü karşıt gruplar yaratarak yeni bir sentez yarattıklarını ve yaratılan bu yeni sentezin aslında hiç de yeni olmadığını, en başta planlanan şey olduğunu güncel örneklerle açıklıyor Banu Avar. Ayrıca Mülksüzleştirme projelerinden, Eisenhower Doktrini'ne kadar birçok konuya değiniyor. 1 saatte okuyacağınız hap kıvamında bir kitap.Böl ve Yut - Banu Avar: Bankerlerin son yüzyılda Yugoslavya'da, Ortadoğu'da, Kuzey Afrika'da uyguladıkları böl ve yut stratejisini somut örnekleriyle açıklayan bir diğer kitabı. Türkiye'nin maruz kalmakta olduğu ve daha da kalacağı günlere ışık tutan bir kitap.Din Neden Gereklidir - Emre Dorman: Yine "iyi" ve "kötü" gibi kavramların ve objektif bir ahlakın; din olmadan mümkün olamayacağını, Darwinist yaklaşımın da bu konu hakkında elle tutulur hiçbir delil getiremediğini sağlam argümanlarla açıklayan bir kitap.Dini Konularda Kendini Kandırmanın 40 Yolu - Emre Dorman: Bu kitap "benim kalbim temiz" düşüncesine sığınarak Allah yokmuş gibi yaşayan, oturduğu yerden iyi olabileceğini zanneden müslümanlar için, yani çoğumuz için yazılmış ve insanı sahiden de harekete geçmeye teşvik eden bir kitaptır. Tavsiye edilir.İnsanlar Uyurlar Ölünce Uyanırlar - Emre Dorman: Hayatın, ancak merkeze Allah konulursa bir anlamı olabileceğini ve bunu kabul edenlerin bile vakitlerini ne kadar boş işlerle harcadıklarını insanın yüzüne vuran, okuduktan sonra "sahiden lan, bir şeyler yapmam lazım benim" diye insanı motive eden, itici güçte etki eden bir kitap.Illuminati Entrika Çemberi - Texe Marrs: Texe koyu bir Hristiyan'dır, fakat o da bir teist olarak objektif bir ahlakın varlığını bildiği için dünyaya yayılmakta olan spiritüalizm tehlikesinin farkındadır. Zira bu blog'u okuduysanız spiritüalizmin ve onun İslam'a sızmış tezahürü olan tasavvufun ne olduğunu iyi biliyor olmanız lazım. Spiritüalizmin bankerler tarafından nasıl yayıldığını, bu uğurda kaç tane sayısız kilise, dernek, vakıf, dinler arası diyalog hareketi kurulduğunu ve bu kurumlara nasıl paralar akıtıldığını tüm delilleriyle anlatıyor kitabında. Gavurun deyimiyle "must read". (Oktay Sinanoğlu duysa ağzıma sıçardı)Marx Kilit Fikirler - Gill Hands: Marx, sosyalizm ve komünizm hakkında pek bir şey bilmiyorum diyorsanız bu kitabı okuyun, bir nevi "Marx'a giriş" kitabı. Konuya hakim olanlara önermiyorum zira bu biraz Emine S. Beder'e "la olum menemen yaparken önce biberleri kavuracan" demek gibi olur. Kitapta hem Marx'ın hayatını, hem gençlik yıllarındaki fikirlerini, hem zamanın etkisiyle olgunluk döneminde değiştirdiği fikirlerini, hem de belli başlı teorilerini öğrenebilirsiniz. Ayrıca Marx'ın fikirlerinde doğal olarak yaşadığı dönemin koşulları da etkili olmuştur, bu nedenle 19. yy kapitalist toplumu hakkında da bilgi veriyor kitap.Dünyada ve Türkiye'de Masonluk ve Masonlar - İlhami Soysal: Türkiye'deki masonluk hakkındaki yazılmış en sağlam Türkçe kaynak budur. İlhami Soysal, araştırmaları ve kitapları nedeniyle bazı taşaklı abileri kızdırmış olacak ki, öldürülürcesine dayak yiyip bir kenara atılmış, ardından yıllar sonra da trafik kazasında (!) hayatını kaybetmiştir. Okunmalı.Socrates'in Savunması - Platon: Mahkemede ölüm cezası ile yargılanan Socrates'in savunmasını, öğrencisi Platon yazmıştır ki Platon sonradan, Socrates'in inşa etmeye çalıştığı her şeyin ağzına sıçan bir heriftir bu arada. Her neyse, Socrates tartışmalı bir adamdır, zira kendisinin yazdığı hiçbir kitap veya yazılı metin yoktur. Onun öğretileri genellikle öğrencileri tarafından yazılmıştır ve her kaynakta da çelişkili bilgiler vardır. Fakat Socrates hakkında en emin olduğumuz konu şu ki, "sorgulamayı, sormayı" öğretmiştir. Hayatın hiçbir anlamı olmadığını ve "Neden?" sorusunun gereksiz olduğunu savunan, nihilist takılmasına rağmen tam olarak nihilist de olamayan Nietzsche'nin Socrates'e son derece düşman oluşu da bu yüzden gayet doğaldır. Her neyse, Socrates çok tanrılı Yunan toplumunda, sorgulamayı öğrettiği için, gençleri yoldan çıkarmak ve dinsizlik suçlarından yargılanmıştır. Bu pek çok peygamberin başına gelmiş olan bir hadisedir. Socrates'in dini inancı, kaynakların yetersizliğinden ve çelişkili oluşundan tam olarak bilinmiyor. Gerçi Platon'un yazdığı savunmasında Socrates, Zeus ve Güneş üzerine yemin ediyor ama Platon'a ne kadar güvenirsiniz orasını bilemem. Ayrıca Socrates'in ahiret inancı hakkında düşüncelerinin olduğunu gösteren kaynaklar da vardır. Kendisinin oturup eliyle hiçbir metin yazmamış olması, çok tanrılı ve yozlaşmış bir toplumu uyandırmaya çalışması, ahiret inancı hakkındaki düşünceleri, insanın aklına "lan yoksa bu adam peygamber miydi?" sorusunu getiriyor şüphesiz. Elbette bunun cevabını hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Fakat her ne olursa olsun, bu kitapta sorgulayan ve ilkeleri uğruna korkusuzca ölüme giden delikanlı bir adamın mahkeme duruşmasını okuyacaksınız. Okuyun.Siyonizm'in Tarihi Yıldızın Gölgesi - Peter Edel: Siyonizmi tee milattan önceden başlayıp günümüze kadar detaylıca ele alan ve insanı okuduğu her 2-3 sayfada bir volta atıp düşünmeye iten bir kitap. Dünya Siyonist Organizasyonu (WZO) ve Naziler arasındaki anlaşmaları ortaya döküyor. Yazar, akademik kaygılar yüzünden açık seçik söylemese de, siyonizm eliyle planlı bir yahudi katliamı yapıldığını, daha doğrusu siyonistlerin Hitler'in bu yahudi soykırımını yapmasına göz yumduğunu ima ediyor. Kitapla ilgili aklımda kalan bir diğer anekdot da şu. İkinci Dünya Savaşı daha başlamadan önce, zaten 1930'lu yıllarda Almanya'daki yahudilere alt insan muamelesi yapılıyor ve türlü eziyetlere maruz bırakılıyorlardı, Bunun üzerine 1930'lu yıllarda ABD'de yaşayan Yahudiler, Alman mallarını boykot etmek için örgütlenirler ve büyük bir boykot hazırlığına girişirler. Fakat bu boykotu Dünya Siyonist Örgütü engeller. Zira planlı ve örgütlü boykot çok verimli ve başarılı sonuçlar doğurabilir, fakat Hitler ile arasının açılmasını istemeyen siyonistler, Yahudilerin bu boykotuna engel olmak için elinden geleni ardına koymaz. Adamlar örgütlü boykotun ne kadar tehlikeli bir silah olduğunun gayet farkındadır. Günümüzde ise boykot çok başarılı bir şekilde ciddiyetsizleştirilmiştir. Ülkemizde boykot anlayışı şudur: Akp'li bakkal amca zaten parasını ödeyip satın aldığı 1 kasa Coca Cola'yı sokağa döker. Akp'li olmadığı için kendini üstün insan zanneden gerizekalı da, sahiden saçma olan bu durumla dalga geçerek boykotun anlamsız bir şey olduğu sonucuna varır. Birbirimize üstünlük taslayarak takribi 60 senelik ömrümüzü ego tatmini elde etme yarışıyla geçireceğimze, birlik olup örgütlenebilseydik, şu an her şey çok farklı olabilirdi. Aziz Nesin yanılıyordu, biz aptal değil, kibirli bir milletiz.İşgal Örgütleri CIA NATO AB - Erol Bilbilik: Bankerlerin kurumlarını, Marshall Planı'nın hazırlayıcılarını ve amaçlarını, teker teker delilleriyle anlatıyor Erol Abi. Harika bir kitap.Amerikaperestler - Erol Bilbilik: Bu kitap Amerika menzilli Türklerimizi deşifre eden, onların nasıl el bebek gül bebek yetiştirildiklerini ve kimlerden akıl hocalığı aldığını anlatan güzel bir kitap. Bu kitap sistem üzerinde değil, sistemin Türkiye'deki işbirlikçileri üzerinde durur. Fethullah Gülen'den Abdullah Gül'e, Egemen Bağış'tan Ertuğrul Özkök'e, Prof Vamık Volkan'dan Çiller'e kadar türlü siyasetçiyi, gazeteciyi ve sözüm ona kanaat önderini bir bir deşifre ediyor. Erol Abi alayının çetelesini tutmuş.Din Nedir - Tolstoy: Tolstoy dertli bir abimizdir, bu kadar üretken olmasının sebeplerinden birisi belki de budur. Hristiyan olmasına rağmen kiliseyi hunharca eleştirmiş, afaroz edilmiş ve çok da sikime diyerek din anlayışını anlatmıştır bu kitabında.İtiraflarım - Tolstoy: Hayatın, yalnızca Allah ve ahiret varsa bir anlamı olabileceğini söylemesi, bu kitaptaki en delikanlı itirafıdır. Benim, müslüman olmasına rağmen sosyalist çevresi yüzünden ateist rolü yapan ve içki masasında bunu itiraf eden hocam vardı lan, adam resmen tersten münafık amına koyim ehehe. Tolstoy'da ise durum farklı, hem düşünceleri daha derin, hem tavrı daha dürüst. Okuyun.Yaşama Uğraşı - Cesare Pavese: Bu kitabı okuyup kadın düşmanı olma ihtimaliniz var, uyarayım. Zira kadınların bazı acımasız eğilimlerini; keskin zekası ve tecrübeleriyle çok güzel dile getiriyor Cesare abimiz. Gerçi kendisi karılardan yediği kazıklar yüzünden intihar edecek kadar salak bir herif olsa da, son derece zeki ve harbi bir abidir. Zira salak, zekasını kullanamayana denir. Salak olması, tespitlerindeki haklılığı ve zekasını değiştirmiyor.Türkçe Kuran Çevirilerindeki Hatalar - Edip Yüksel: Kuran'daki kelimeleri, uyduruk hadislerin ve geleneklerin etkisi altında kafalarına göre çeviren mealcilerin deşifre edildiği bir kitap. Kitaptaki tespitlerden bir örnek vereyim: Mesela çoğu Kuran mealinde Nisa suresinin 34. ayetinde "Erkekler kadınlar üzerinde hakimdir/yöneticidir" gibi ifadeler kullanılır, zira Arap geleneğine göre erkek kadının sahibidir. Bu mealler de bu gelenek ve rivayetlerin etkisiyle yapılır. Oysa 34. ayette erkekler için "Hakim, yönetici" olarak çevrilen kelime, aynı Nisa suresinin 135. ayetinde de geçer ve bu sefer aynı kelime "gözetleyici" olarak çevrilir. Zira 135. ayet kadın-erkek ilişkisinden değil, başka bir konudan bahseder ve der ki: "Allah için şahit olarak adaleti gözetin". Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? 34. ayette erkeğin evin geçiminden sorumlu olduğunu (gavur deyimiyle breadwinner), kadın üzerinde gözetleyici, kollayıcı olmasını emreden ayeti "erkek yöneticidir" anlamına gelecek şekilde çevir, sonra git aynı kelimeyi başka yerde "adaleti gözetleyici olun" anlamında çevir. Bunun gibi başarılı tespitlerle dolu bir kitap, okunmalı. Ayrıca size bir tavsiye, okuyacağınız Kuran meali konusunda çok dikkatli olun ve parantez kullanılan meallerden kaçının.1984 - George Orwell: Listemde önerdiğim ikinci ve son roman, artık bunu okumamak ayıp. Yıllarca komünist olan Orwell, ardından 1984 gibi "antikomünist" bir kitap yazmıştır. Tabi komünistlere göre Orwell komünizmi değil, yalnızca Stalin'i eleştirmiştir bu kitabında. Fakat kitabın sonlarında, çoğu kişinin görmediği ve çoğu kişinin de görmek istemediği mükemmel bir kolektivizm eleştirisi vardır. Spoiler vereceğim ama siz siktir edin okuyun yine de. Başkahramanımız Winston, sistem karşıtı hareketleri yüzünden, sosyalist rejim tarafından meşhur "101 numaralı oda"ya atılır ve türlü işkenceler görür. Uğradığı işkencelere bir süre sonra dayanamaz ve yoldaşı olan Julia'yı ele verir. "Her şeyi o yaptı, her şey Julia'nın suçu, beni bırakın" diye bağırır. Ardından serbest bırakılan Winston, sosyalist rejim tarafından fişlenen çoğu insanın takıldığı bir kafenin önünden geçer ve o kafede "Kestane ağacının altında, sen beni sattın, ben de seni..." sözlerine sahip şarkı çalar. Yani o işkenceden geçmiş olan herkesin takıldığı kafede, o insanların hislerini anlatan şarkı çalar. Peki ne anlama gelir tüm bunlar? Burada Orwell alenen kolektivizm eleştirisi yapar ve alenen bireyciliğin gerçekçiliğine duyduğu hislerini açığa vurur. Her insan her insanı satar. "Ben"den daha önemli ve daha gerçek bir şey yoktur, der Orwell.Rothschild Para İmparatorluğu (Rothschild Monet Trust) - George Armstrong: Öncelikle şunu söyleyeyim, bu kitabın yazarı "Ben ülkemde Yahudi ve zenci istemiyorum" diyecek kadar ırkçı bir adamdır, Ku Klux Klan üyesidir. Fakat kitapta Rothschild'lerin nasıl sermaye biriktirdiklerini, yöntemlerini, işleyiş tarzlarını ve gerçek olup olmadığı kesin olmasa dahi günümüzde bile her maddesi tıkır tıkır işleyen Siyon Protokolleri'ni öyle bir anlatmaktadır ki, ırkçı düşünceleri haricinde adama hak vermemek elde değil. Anlattıklarının doğruluk derecesi oldukça yüksek olsa da, herif sakat birisi olduğu için bu kitabı akıl süzgecinden geçirerek okuyun.Yaşayan Dünya Dinleri - Diyanet İşleri Başkanlığı: Hem Işid'le aynı hadislere inanıp hem de Işid'i kınayan Diyanet'in koyu bir karşıtı olsam da, bu demek değildir ki Diyanet'te işini düzgün yapan kimse olmayacak. Kitabın editörü Prof. Şinasi Gündüz'dür. Dünyadaki dinler hakkında ansiklopedik bir eserdir. Dinler, mezhepler, tarihi inanışlar hakkında geniş bilgiler veren ansiklopedik bir eser, elinizin altında bulunmasını tavsiye ederim.Peygamberden Sonra - Lesley Hazleton: Mezheplerin doğuşunu, günümüzdeki mezhep çatışmalarının kökeninin nereden geldiğini, kısacası peygamberden sonraki müslüman toplumunu anlatan bir kitap. Benim tarihe inancım azdır, fakat bu kitabı "günümüzdeki mezhep inanırları neye inanıyor, bunu öğreneyim" şeklinde okursanız sizin için faydası olur. Yoksa bu tür kitapları okumak "yahu peygamber zamanından hemen sonraki müslümanlar bile bunları yaptıysa, biz yine şimdi iyiyiz" gibi bir psikolojiye büründürebilir insanı, aman ha. Ahlak göreli değildir, herkesin 100 insan öldürdüğü bir toplumda 10 insan öldürmüş bir insan iyi olmaz, diğerlerine göre belki daha az kötülük yapmıştır ama o da kötüdür ve katildir. Yazar hakkında da bir bilgi vereyim, Lesley Hazleton agnostik inançlı Yahudi bir teyzedir. Yazdığı kitapta genellikle tarihçi Taberi'yi kaynak almıştır. O nedenle o dönemin tarihini sünni veya şii destekli yazarlardan okumak yerine, böyle objektif bir yazardan okumak daha iyi bir fikirdir diye düşünüyorum. Kendisinin kalemi de oldukça yumuşaktır. Ayrıca kendisinin peygamberimizle empati kurarak ve onu överek yaptığı şu TED konuşmasını izlerseniz, bu kadın nasıl hala agnostik kalabilmiş diye şaşırmadan edemiyorsunuz.Dünyanın Gizli Tarihi 1-2 - Turgut Gürsan: Kitabın yazarı hakkında çok iyi bir araştırmacı olduğu dışında bir bilgi sahibi değilim. Özellikle 2. kitabı çok çok iyi. Hitler'den Lenin'e, Warburglardan Federal Rezerv'e kadar birçok konuda önemli bilgiler veriyor. 2 Sene önce yazdığım komünizm konulu yazımda ABD başkanı Wilson'ı perde arkasından yöneten Albay Edward Mandell House'u ve sosyalizmi pazarladığı romanını sizlere göstermiştim hatırlarsanız. Turgun Gürsan'ın Albay House'u bile farketmiş olduğunu görünce hele, yazara saygım iyice arttı, zira Edward House gibi müthiş önemli bir insandan bahseden adam akıllı bir kaynak günümüzde bulunmamakta. Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.İçsel Çatışmalarımız - Karen Horney: Psikolojiyle ilgilenenlerin kesinlikle okumasını tavsiye ettiğim bir kitap. Siktiğimin şehir hayatının yol açtığı nevrotik bozuklukları harika bir şekilde incelemiştir. Gittiğim sayısız psikiyatristin bana hiçbir teşhis koyamaması ve yardımcı olmaması üzerine, kıvranmakta olduğum acıdan kurtulmanın bir yolunu bulmak için iş başa düştü deyip kendim araştırmaya başladım durumu. Bir arkadaşımın yardımıyla da Horney'i keşfettim. Kendisi neo-freudian'dır. Yeri gelir Freud'a hakkını teslim eder, yeri gelir onun da ağzına sıçar. Hatta Freud'un gerzekçe "kadınlarda penis kıskançlığı var" tezine misilleme olsun diye aynı gerzeklikte "hayır efendim, esas erkeklerde vajina kıskançlığı var" şeklinde bir tez ileri sürmiş olsa da kendisinin iç çatışmalar, yani nevrotik vakalar üzerindeki tespitlerini okumanızda fayda var. Freud duruma "nevrotikliğin bir çözümü yok, siz yarağı yemişsiniz" şeklinde pesimist yaklaşırken, Horney ablamız daha optimisttir, "çözüm var" der.. Çözüm arayanlar için Horney'in Otoanaliz kitabını da ayrıca öneririm.Yanılmışım Tanrı Varmış - Antony Flew: Kitabın yazarı Antony Flew, 50 sene öncesinin Dawkins'idir. Yani 1900'lü yılların ikinci yarısında, dünyanın en ateşli ateizm savunucusuydu kendisi. Derken DNA'nın yapısından ve diğer gözlemlerinden yola çıkarak sorgulamayla Tanrı'nın varlığını kabul eder. Bu kitabı okumanızı tavsiye etmemin bir numaralı sebebi, Flew'un hem kendisinin, hem de diğer bilim adamı arkadaşlarının ateizm uğruna yaptığı bilimsel ve felsefi çarpıtmaları ve söyledikleri yalanları itiraf etmesidir. Ayrıca Richard Dawkins gibi birtakım ateist yazarlar, hâlâ Antony Flew'un ateizm döneminde yazmış olduğu eski eserlerinden faydalanır, onun eski makalelerinden dipnot verirler, fakat Flew Tanrı'ya inanmaya başladıktan sonra kendisi için "Artık yaşlandı, akıl sağlığını kaybetti" demektedirler. Rahmetli Flew kitabında bu iftiralara da dayanamayıp yanıt verir. Ee ne dedik hacı, her insan her insanı satar. Allah'tan başka dostumuz yok.Prens - Niccolo Machiavelli: Daha ortalıkta ne Darwin, ne de Spencer varken, Sosyal Darwinizm'i tarihte ilk sistematik hâle getiren adam diyebiliriz kendisi için (Tabi Spencer'ın Sosyal Darwinizm'i gibi öjenik veya genetik bir ölçütü yoktur ama vardığı sonuç aynıdır). Machiavelli, güçlü olanın güçsüz olanı ezmesinin gayet doğal olduğunu, iktidar için her yolun mübah olduğunu mükemmel ikna kabiliyetiyle bir güzel yedirmiştir Ortaçağ Dünyasına. Bu kitap sadece Avrupalı Kral ve Prensler tarafından değil, Osmanlı padişahları tarafından da okunmuştur. Günümüzde dahi etkisi vardır. Fikirler de insanlar gibi ölür, ama bazı fikirlerin ölümü biraz daha uzun sürer. Makyavelizm ise ölmek şöyle dursun, 80 yaşında "NASIL BÖYLE SÜPERİM" temalı kitap yazan bodybuilding'ci dede enerjikliğiyle varlığını hala sürdürüyor. Bu son kurduğum cümleye de aşık oldum ayrıca, Nobel'im nerde orospu çocukları? İlla 1 milyon Ermeni öldürdük mü diyelim amına kodumun yerinde?Liberalizmden Sonra - Immanuel Wallerstein: Zerre kadar hazzetmediğim bir abi, fakat okuyun. Wallerstein, Sovyetler'in çöküşüyle sadece sosyalizmin değil, aynı zamanda liberalizmin de çöküşte olduğunu söyler. Wallerstein gibi sosyologlar, kendileri bunun bilincinde olsun ya da olmasın, tek dünya devleti kurma emelindeki banker gruba fikir verir, akıl hocalığı yaparlar. Wallerstein'in Modern Dünya Teorisi de bunun güzel bir örneğidir. Tek dünya devletinin kurulacağı o Yeni Dünya Düzeni sistemini henüz belirleme aşamasında olan abiler, bu gibi dayıların fikirlerinden faydalanmaktadırlar. Eh Wallerstein çok da haksız değil, ne sosyalizm, ne kapitalizm çözüm değil elbette. Kapitalizm dediğin şey eninde sonunda "vahşi kapitalizm"e dönüşüyor, yani iş öyle "vahşi kapitalizme hayır :(" demekle hallolmuyor. Dünya artık, en azından insanların zaruri ihtiyaçlarını karşılayan "sosyal devlet"e yönelimde şu an. Sosyal devlet tüm dünyaya yayılabilir mi, olur da yayılırsa tutar mı, yoksa tek dünyacı abiler mi galip gelir bu işin sonunda, işin orasını kimsenin bilebileceğini zannetmiyorum.Amerikan Gizli Hükümeti: Kurukafa & Kemikler - Antony Sutton: Antony Sutton abimizin Türkçe'ye çevrilmiş tek eseridir, baskısı falan da yoktur piyasada, en kıyıda köşedeki sahafın en tozlu rafında bulabilirsiniz belki, fakat İngilizce'sini temin etmek çok kolay. Akademik hayatına gayet kitabına uygun, memur kafasıyla başlayan Sutton abimiz önce ABD gizli hükümetinin komünizmi nasıl yarattığını (bkz: iki parçalık komünizm yazım), ardından faşizmi de nasıl yarattığını farkedince araştırmalarını iyice derinleştirir. Skulls and Bones tarikatıyla ilişkisi olan bir arkadaşından aldığı belgelerden de faydalanarak bu eseri yazar. Bu abiyi okuyunuz, okutturunuz. Düz yolda takılıp düşse kabahati cemaate veya Akp'ye atan adamlar, dünyada böyle bir yapılanmanın olduğunu, hem de o kadar delilin varlığına rağmen nasıl reddedebiliyorlar bunu anlamıyorum. Aslında anlıyorum da siktir et, artık yaş da ilerliyor, şu küfür işini biraz azaltayım diyorum. (kendi bile inanmadı)Hep Türkçe kaynak önermeye çalıştım ama şimdi okumanızın şart olduğunu düşündüğüm, Türkçe'si bulunmayan bir-iki tane İngilizce kaynak önereceğim. Bunu da cool veya bohem gözükmek için değil, amına koduğumun yerinde elle tutulur Türkçe kaynak çok zor bulunduğu için yapmak zorundayım. O kadar hıyar bir milletiz ki, Youtube'a İngilizce "philosophy" yazdığında karşına elli türlü münazara, filozofların düşünceleri, belgesel video'ları çıkıyor. Fakat aynı Youtube'a Türkçe "felsefe" yazıp aratınca karşına "felsefe mezunu ne iş yapar?", "bedrettin götveren üniversitesi felsefe bölümü tanıtımı", "cübbeli hocamız buyuruyor: felsefe ahmaklıktır" gibi sikindirik video'lar çıkıyor. Hatta Hakan Peker'in felsefe şarkısı klibi falan bile çıkıyor olum ya, altında da sırf yazanı kız diye 3 like almış "süper:D:D:D" yorumları falan var. Zaten bir bu feysbuk'taki ":))))))" kız yorumunu beğenen erkeği, bir de caddede kız dolu kafe'nin önünden geçerken motorsikleti sonuna kadar bağırtan denyoyu anlamıyorum. Yani anlamadığım çok şey var ama bunlar hakkında fikir bile yürütemiyorum amına koyim.. Seni sever sayarım eyvallah da, "Türk milleti zekidir, çalışkandır" derken hiç utanmadın mı paşam ya? Neyse ben devam ediyorum, az kaldı zaten.Wall Street and the Rise of Hitler - Antony Sutton: Önce bolşevikleri, sonra SSCB'yi finanse eden ve işi kılıfına uydurarak çeşitli diplomatik teferruatları halleden nasıl ki bizim Wall Street'li bankerlerse, Sutton bu kitabında yine Hitler ve faşizmin yükselişinde de Wall Street'in, Rockefeller şirketi Standart Oil'in ve General Electric'in önemli ölçüde katkıları olduğunu delillendiriyor. Kitaptan bir anekdot aktarayım, gaz odalarına doldurulan yahudi esirleri öldüren Zyklon B gazı, Alman kimya şirketi IG Farben tarafından üretilmiştir ve IG Farben'in başta Rockefeller olmak üzere birçok Wall Street bankerine bağlı şirket ile anlaşmaları, ortaklıkları vardır. Kafayı kırdığım bir ara küresel çetenin uyguladığı tez-antitez çatışmasının somut bir örneği olan bu konu hakkında da uzun bir yazı yazma hayalim var. Ama ne zamana olur bilemem hacı.The Story of Philosophy - Byran Magee: Bilinen felsefe tarihini, filozofları ve düşüncelerini, hangi zamanda hangi felsefi akımların etkili olduğunu insanı hiç sıkmadan anlatan bir kitap. Bunları bilmeniz lazım, hatta bunları bilseniz bile sürekli siyaset-futbol-am konuşulan hayatınızda bir süre sonra unutuyorsunuz bunları. Bu sebeple elinizin altında bulundurun bu kitabı veya pdf'ini bulun bir yerlerden. Tütkçe'si de vardı bunun galiba ama biraz pahalıdır.The Insiders - John F. McManus: Kitap 1977-1993 dönemlerindeki ABD siyasetinin CFR ve Trilateral komisyon tarafından nasıl belirlendiğini anlatıyor. Öte yandan bu kitap da Albay House hakkında bilgi veren ender kitaplardan. Ayrıca kitabın üçüncü, yani Bush ile ilgili bölümü oldukça ilginç.The Institutional Legacy of the Ottoman Empire - Pauline Grosjean: Bu iktisadi bir makale ve makalenin özeti şu; bir Balkan ülkesi geçmişte ne kadar uzun süre Osmanlı egemenliği altında yaşadıysa, şu an hem finansal hem sosyal olarak o kadar fazla boktan durumda. Yani günümüzdeki Balkan milletlerinin, Avrupa'nın diğer kesimlerine göre sosyo-ekonomik düzeylerinin düşük olmasının en büyük sebeplerinden birisi, geçmişten aldıkları Osmanlı'nın kötü idare mirası. Ve bu ülkelerin Osmanlı buyruğu altındaki yaşam süreleri ne kadar uzun olduysa, bunun günümüze olan kötü yansıması da o kadar büyük oluyor, tabi birkaç istisna dışında. Yazar bunu asla İslam'a bağlamıyor, ekşiciler hemen kolları sıvamasın yani, konu tamamen Osmanlı'nın kötü kurumsal yapısından kaynaklanıyor. Yazar, uyguladığı ekonometrik modele yaş, din vs gibi birçok değişken ekliyor ve kullandığı "Ottoman Weight" değişkeni oldukça anlamlı çıkıyor. Yalnız ben aynı çalışmanın Sovyetler Birliği altındaki ülkelere bir "Communism Weight" değişkeni eklenerek uygulansa, bu değişkenin de çok anlamlı çıkacağı yönündeyim, ama var mıdır piyasada böyle bir çalışma bilinmez.Türkiye ve İsrail Arasındaki Ekonomik İlişkiler - Michael Sikkofield: Bu da naçizane bitirme tezim, yalnız kötü bir haberim var, tezi Fransızca yazdım. İngilizce'si iyi olanlar Google Translate'den İngilizce'ye çevirerek hafif tarzanca da olsa okuyabilirler ama Türkçe'ye çevirmeye kalkmayın, zira Google Translate'in Fransızca-Türkçe çevirisi berbat. Bu arada nefret ettiğim okul hayatımda AA aldığım tek not bu bitirme tezimin notuydu, zira o okulda ilk defa sevdiğim ve önemsediğim bir iş yaptım. Neyse konuyu özetleyeyim, bunu iyi okuyun zira sahiden önemli. Tezde incelemeye kalktığım şey, yani problematiğim, Türkiye ile İsrail arasındaki siyasi ilişkilerin, ticari ilişkilere yansıyıp yansımadığıydı. Bunun için mevzuyu İsrail'in kuruluşu 1948'ten günümüze kadar taşıdım. Bazı hususları atlayarak esas mevzuya geliyorum, 1980'lere kadar İsrail ile hem siyasi hem ticari ilişkilerimiz kötü. Zira İsrail ve Araplar birbirlerinin doğal düşmanları ve biz de İsrail ile ilişki kurup koca Arap pazarını kaybetmek istemiyoruz. 1980'lere kadar Arap yanlısı politika izliyoruz ama Araplar'dan siyasi mecrada tek bir iyilik göremiyoruz. Ne Ermenistan'la patlak veren ASALA davasında, ne de Yunanistan'la aramızdaki Kıbrıs sorununda bize destek olmayı bırak köstek oluyorlar. Hatta Kıbrıs meselesi 1965'te Birleşmiş Milletler'de oylamaya sunuluyor ve Arap ülkeler arasından sadece İran bizim lehimizde oy kullanıyor. Diğer arap ülkeleri ise ya aleyhimizde oy kullanıyor, ya da çekimser kalıyor. Derken 1980'de baktık bu iş böyle olmuyor, İsrail ile hafiften iyi ilişkiler kurmaya başlıyoruz, İsrail ASALA konusunda bize istihbarat falan veriyor ve şimdiye kadar hep çok zayıf olan ticari ilişkilerimiz az da olsa iyileşme gösteriyor. 90'lardan sonra ise İsrail ile adeta kanka oluyoruz. Zira 80'lerin sonunda SSCB çöküyor ve Araplara Rus yardımı bitme noktasına geliyor, bugüne kadar zaten hiçbir hayrını görmediğimiz Araplar bizim için önemini iyice kaybediyor. 90'lı yılların ortasında ise hem Yahudi lobisinin siyasi arenadaki desteği için, hem de PKK ile mücadelede istihbarat yardımı için İsrail ile ilişkilerimiz zirve yapıyor, bildiğin "stratejik ortak" oluyoruz. Ticaret de epey bir artıyor, yığınla ticari ve askeri anlaşma yapıyoruz bu yıllarda. Dikkat ederseniz 2000'li yıllara kadar İsrail ile olan siyasi ve ekonomik ilişkilerimiz hep doğru orantılı. Siyasi ilişkiler kötüyse, ticaret de kötü, eğer siyasi ilişkiler iyiyse ticaret de iyi. Bu doğru orantının bozulduğu tek ama tek dönem ise 2010-2014 dönemi. Kemerlerinizi bağlayın, anlatıyorum: 2008'in sonlarında İsrail'in Gazze'ye saldırması üzerine 2009'da Tayyip Erdoğan'ın meşhur Davos konuşması oluyor ve İsrail ile ilişkiler geriliyor. Hatta misilleme olarak 2010 Ocak ayında İsrail'li bir bürokrat bizim İsrail büyükelçisini çalışma ofisine davet ediyor ve gazetecileri de odaya çağırıyor. İsrailli bürokratlar, bizim büyükelçiyi kendilerininkinden daha alçak bir koltuğa oturtuyorlar. Bunun üzerine İsrailli bürokrat gazetecilere şu açıklamayı yapıyor: "Dikkat ederseniz kendisi bizden daha alçak bir koltukta oturuyor ve masada sadece İsrail bayrağı var". Derken 2010'da Gazze'ye insani yardım götüren Mavi Marmara filolarının İsrail tarafından vurulmasıyla da artık ipler tamamen kopuyor. 2010-2014 arasında İsrail ile diplomatik ilişkiler düşürülüyor, siyasi ilişkiler rezil duruma geliyor. Bu 5 sene boyunca bizim Tayyip meydanlarda "İsrailliler şöyle, İsrailler böyle" diye bağırıp çağırıyor. Aynı şekilde İsrail başbakanı Natenyahu da her fırsatta "Türkler için şöyle böyle diyolar lan" diye demeç veriyor. Peki siyasi ilişkilerin neredeyse sıfıra indiği bu 2010-2014 döneminde, ekonomik ilişkiler ne düzeyde? Rakamlar yalan söylemez: İsrail'in 2010-2014 yılları arasında yıllık ortalama ihracat büyümesi %3. Aynı yıllar arasında sadece Türkiye ile olan yıllık ortalama ihracat büyümesi ise %20.%3 ile %20'nin farkını anlayabiliyon mu moruk, hem de bu adamlar meydanlarda birbirlerine söverken?İthalatta da aynı dönemde İsrail'in yıllık büyüme ortalaması %4'ken, sadece Türkiye ile olan yıllık ithalat büyümesi %10'dur.Ve bu dönemde tüm bakanlarımız ağız birliği etmişçesine İsrail'e ticari yaptırım yapmayacağız diyor.Peki yapsak ne olurdu? Söyleyeyim.İsrail'in en büyük tedarikçisi ABD'dir (ticaretinin neredeyse yarısını ABD ile yapar). İsrail, Araplar tarafından boykot edilir ve hiçbir Arap ülkesiyle öyle kayda değer bir ticareti yoktur. İsrail'in bölgedeki tek ticaret ortağı biziz.Yani eğer o dönemde İsrail'e ticari yaptırım yapsaydık, biz çatlardık, İsrail kırılırdı. Lobi faaliyeti olarak da zaten yıllardır hiçbir menfaat göremiyoruz heriflerden.Eğer bunu yapsaydık, Filistin için atılan o sloganlar ve dökülen hesapta gözyaşları da samimiyet kazanmış olurdu...Bu tür şerefsizlikleri tezde özgür özgür yazamıyorsun tabi, "olum bu resmen şerefsizliğin önde bayrak sallayanı amına koyim" demek varken Radikal gazetesinin orta sayfa köşe yazarı gibi sikik sikik kelimeler kullanmak zorunda kalıyorsun. Ama içimde kalanları burada yazayım. Benim bu tezden çıkardığım iki sonuç oldu. Birincisi, Tayyip Erdoğan ve İsrail arasındaki siyasi ataklar tiyatrodan ibarettir. İkincisi ise Allah Filistin'in yardımcısı olsun, çünkü o Filistin, sadece slogancı müslüman siyasetçiler için bir oy toplama yeri.Neyse, artık yavaştan bitiriyorum ben mevzuyu. Amına koyim yazmayı amma özlemişim, ben buraya sadece Kral Tv Top 20 listesi tadında kitap ve yazar ismi yazıp bırakacaktım ama yazasım varmış, koptum gittim. Bir ara bu listenin belgesel ve video versiyonunu da yapmayı düşünüyorum. Aslında esas isteğim, umarım Allah sağlık verir de, yine o üretken dönemlerime geri dönüp patır patır kendi yazılarımı yazabilirim. Neyse dur bakalım.Bu arada çok ciddiyim, bu kitapları okuyacaksınız. Aksi takdirde her akşam feysbuk'ta takılıp sikimsonik kötü esprili caps'lerin altına "alemsin bahooooooo :)))))" yorumu yazan eniştenizin amına korum.Hadi eyvallah.